19 Ekim 2009 Pazartesi

YOL HİÇ BİTMEZ...

YOL  HİÇ BİTMEZ...

Denize açılan sokağımı, kışkırtıcı Yasemin, şehvetli Begonvil ve arzulu Japon Gülü süslüyor. Issız akşam yalnızlığımı yalıyor, kokuları. Dün, yeni hayatımın yeni yuvası, sakin, zevkli, hevesli bir maceranın kapılarını açtı benim için. Kapıdan süzülüp başka kapıların ardında olup bitenlerden habersiz sızdım kendime. Yeniden.


Kan ter içinde sürüp giden dersler, küçük bedenlerde yeni yansımalar oluştururken sakınmasız genişliyor sınırlarım, bir kez daha büyütüyorum beni. Mutluluğa sarılıp huzuru koynuma alıyorum sanki. Garipsiyorum hatta zaman, zaman.

Bir sihirli değnek mi? tılsımlarını üzerimden süzerek beni giydiren. Düşleri hiç düşünmeden önüme düşüren düş cücesi ben miyim gerçekten?

Çıkmazında ezber ettikçe yaşamı, kendi çemberinde döne, döne kazıyorken kuyularımızı… En derinde diri bir ölüm bekliyor çaktırmadan, tutmuş tüm köşe başlarını. Kader biliciler… Ölü giydiriciler…

Tersine gittim ben, gerisin geri… Çember içine gömmeden beni.

Bir gözü kara tin sızdı içeri, peşine düştüm. Yol bu, ne zaman nereye sapar? Hangi dönemeç de karşına ne çıkar?

Alıp başını gitmeler de başıboş sarhoşluklarla geziniyor… Kadife yumuşaklığı, avuçlarımda açıyor taç yapraklarını. Yüzüme çarptıkça, suyun durusunda yansıyor tüm dostlar.

Sevdiklerimle başbaşayım, şimdinin izini sürdüğüm, yarını beklemeden yürüdüğüm bu yolculukta…

Dikmen



18 Ekim 2009

DİKMEN 1994 koreograflar günü