20 Aralık 2016 Salı

Can-Baz

canbazan ile ilgili görsel sonucu

Can-Baz

Kızgınlığını saklamaya hiç niyeti yoktu aslında, öylece olduğu gibi ne düşünüyorsa söyleyecekti, söyleyemedi…
-          Yok, bir şey dedi sustu… 
Niye susardı ki insan söyleyecek onca sözü varken? Hoş karşısında dinleyecek biri yoksa konuşsa n’olucak.  Çekip gitmişti işte. 
Saklama kutusuna attı bunu da diğer kızgınlıkları gibi, suskunluklarını gönderiyordu zihninin çıkmaz sokaklarına. Ve istemediği ne varsa birikiyordu, korkular suskunluklarla besleniyordu. Korkuların yaşamını nasıl yönlendirdiğini uzun zamandır düşünüp duruyordu. Korkularını açığa çıkarıp baş edebilmek için yeniden inşa edebilecek miydi kendini? Yudum, yudum birikir korkular, sen onları fark etmeyesin diye de çeşitli şekillere bürünür gizler kendini anlamazsın. Kimi öğretilmiştir kimi de sinsice genlerinle birlikte seninle gelmiştir. Öyle kolayca göz göze gelemezsin. Hayatı evi, işi, ailesi, çocukları, arkadaşları arasında akıp giden telaşı kendi yaşam biçimi zannettiği günleri hatırladı.
Pazar torbasını andıran o koca çantasında eli kalemine rastlayıncaya kadar karıştırdı. Masadaki peçeteye  “ Zihnin kuytu köşelerinde saklanan korkuların farkına varmadan yaşlanmaz insan.” yazdı. Yüzünü bulutların arasında köşe kapmaca oynayan güneşe çevirdi, havayı kokladı, meydana bakan bu kafede, ağaçların gölgesinde oturmak hoşuna gidiyordu. Şehrin pek çok yeri gibi günün her saati kalabalık olmazdı burası.
Garson masadaki boşları topluyordu peçeteyi de almak için uzandı.
-          Bırakın onu.
Peçeteyi katlayıp çantasına attı. Böyle biriktirdiği aklına geleni oraya buraya yazdığı bir sürü not vardı. Hesabı ödeyip kalktı. Rast gele meydana bakan sokaklardan birine saptı. Son zamanlarda başıboş dolaşırken düşünmeyi, gözlemeyi seviyordu. Bir zaman kendisinin de içinde yuvarlandığı telaşın etrafından akıp geçmesine heyecanlandı. Kaç gündür onu meşgul eden bir duygu çıka geldi fikrine oturdu. Kendiyle barışık olduğunu zannettiğini öğrendiği gün yaşadığı hayal kırıklığıyla baş etmeye çalışırken fark etmişti. İçinde yetiştirdiği kendi kalabalığından biri çıkıp zihninin ona oynadığı oyunları gösteri vermiş, en sevdiği kendinin nasıl da hilebaz, oyunbaz bir edayla egosuna hizmet ettiğini ve kendi kalabalığının içinde bir ajan gibi cirit attığını öğrenmişti. İşte o günden beri kendini kendinden koruma çabasındaydı.
Sokakta düşüncelerle oynaşırken karşıdan karşıya geçti ve ona bir isim taktı Can-Baz. İçindeki kalabalığın can güvenliği için Can – Baz’ın onları yönetmesine izin vermeyecekti.  İki Can- Baz bir ipte oynamaz…
                                                                                                                                                             DikmenS.


DİKMEN 1994 koreograflar günü