
Kendi kendime
Kalakaldı, vardı bir süredir hır gür ama böyle pat
diye… “ Ben ayrılmak istiyorum “ işte
böyle bir cümle beklemiyordu. Yıllar
öncesinde yaşadığı hayal kırıklığına ancak böyle bir cümleyle mi başlanırdı?
Kendisi için kurgulanan o anın üzerinden yıllar
geçmişti, hatırlanması yasak bir anı gibi, farkına varmadığı nicesinin zihninin
kıvrımlarına saklandığını görür gibi oldu.
Gülümsedi.
Başını pencereye dayamış metronun tünelden akıp gidişini
takip ediyordu karanlık duvarda. Cama gülümsemesi yayıldı. O dalmış zihninin
karanlık köşe başlarını fark etmeye çalışırken cama yayılan anı karşı koltukta
oturan adamın gözüne değdi, o da gülümsedi.
İnsan, yıları peşi sıra taşırken hiç tanımadığı biriyle
paylaşıveriyor bir an, bilmeden. Kimse fark etmese de böyle oluyor bazı rastlaşmalar.
Bir pencerenin camında ya da bir kahvenin yudumunda. Ve sonra sanki hiçbir şey
olmamış gibi geçiyor yanı başından. Yabancı olmak yetiyor mu? Geçip gitmek için.
Bazen düşünülmeden kurulmuş bir cümleye öylece teslim olur insan. Sorgusuz
sualsiz kalır, en sıcak en yakın temasından uzağa düşersin. İşte o zaman
yabancı olmak gerekmez geçip gitmek için.
Öyle dalmışım ki kafamı kaldırdığımda vagon
boşalıyordu. Anılarımla oynayıp onları
kurgularken onca yol nasıl geçti hiç anlamadım bile. Gene gülümsedim kendi
kendime…