28 Ağustos 2019 Çarşamba


Yıllar öncesinin günlük sayfalarını karıştırırken buldum bu yazımı yılların su gibi geçip yolların alınamadığı zamanlardayız. Katlana katlana büyüyor acılar...






Bu gece 

Yine yağmur... yine karanlık...Yine yalnız, ıslak, sessiz. Kimsesizlik hüküm sürüyor sokaklarda. Sıcak, aydınlık, huzurlu ve güvenli evimde kırık buruk ve biraz umarsız. Çektiğim her nefes içtiğim her yudum düğümleniyor, dışarıdaki bahar yağmuru içimde fırtınalar estiriyor.

Neredeyse üzerine basacaklardı. Yorgun,  küçücük, umutsuz. Sıcacık yatağında annesinin okşadığı düşler görmek aydınların ütopyası kadar uzak ona. Kıvrılıp sığındığı noktasından ötesi yok. Kuruyan, üşüyen sadece elleri değil ki... Boynuna sarılıp içini aydınlatamadım, yüklendiği yüklendiğim-den ağır geçip gittim yanından. çocuk yandaşım. Acı, almış başını meçhule gitmiş vicdan kayıp. 
Sancılarım kendime, olduğum yere, bırakamadığım izlere. Darmadağınık kılınan yabancılaştırılmışlığın neresinden nasıl tutulur? Ya da  üstüne basıp geçtiğimiz onca yıkıntının arasında oluşturduğumuz fanus nasıl kırılır?  kendimize söylediğimiz yalanlarla ayakta dururken nasıl da savunuruz dürüstlüğü.
 Ah çocuk söyleyebilir misin kim aldı oyunlarını elinden. Bu koca şehirde senden uzak değil yalnızlığım, sessizliğim. Küçücük de olsa hala kaldıysa derinde koruyabildiğim bir umut senin içindir. İşine yarar mı? Habersiz büyüdüğün zamanlara dağıtsam şefkatimi yakalar mısın?
Rüzgarı, Baharı, Yağmuru kendi çıplaklığı ile tanır mısın, tanımlar mısın? İtilip kakılırken kaldırım aralarında sattığın mendillere sakladığın gözyaşlarını akıttım senin yerine biran olsun rahatlar mısın? Chopin'i hiç tanımazken hala koruyabildiğin, düşleyebildiğin müziğin sesini dinliyorum dersem sana duyar mısın?
Elinden tutup eve gelseydik seninle karnını doyurup uyutsaydım sıcak yatağımda. başını okşayıp yalnızlığına ortak olsaydım. Korkar mıydın yumuşaklığımdan? sevginin dayanılmazlığından?  uzak kalınmış tüm zamanların özlemiyle sarılır mıydın yoksa?
Ulaşabildiğim her noktandan ağlar mıydın kayıplarına haykıra haykıra...  Sonra da güler miydik seninle yakaladığımız dostluğun keyfiyle.
 Yoksa sadece bir düş mü olurdu bu ertesi güne.
Kendini barındırdığın her yer senin yarının, sesini duyuramadığın. Tazeyken koparılmış bir dalın öyküsü gibi ....  
Dalında kuruyan yapraklar gibi düşüyor çocuklar birer birer.  
Uykusuz kalınmış geceler sabahın mahmurluğuna şaşa kalır ya, belki de sırf bu yüzden gece uyandırır sabah mahmurluğundan ütopyaları. Kim bilir?
Çocuk, bu gece düşlerine gireceğim ve düşlerimde sana misketlerimi, şekerlerimi vereceğim, bildiğim tüm masalları anlatıp gözlerinin içine yerleşeceğim. Uyandığında  kaybolsam da seni hep seveceğim.  Sakın yanılgıya düşme - emi.
Bizim ülkenin bücürleri bilmezler, hiç düş görmezler. Unutma misketlerimi, masallarımı... unutma ki gözlerinin içinden dağıt sevgini sevdiklerine .  
Bu gece çocuk düşlerine gireceğim ve bu gece çocuk ah sen çocuk benim ülkeme geleceksin.

02 - 04 - 2000
23,45 Cihangir

DİKMEN 1994 koreograflar günü