KİTAP
“ Oturmak, gecenin bir saatinde eski eşyalarla dolu bir
odada, başında bir masanın, dinleyerek yorgun bir saatin ağır aksak
tıkırtısını, oturmak. “ *
Kaçıncı tekrardı acaba, zihni başka yerde, okuduğunu
anlamadan dakikalardır aynı paragrafa takılıp kalmıştı. Sayfalarını şöyle bir
karıştırdığı kitabı elinden bıraktı, yatsa da uyuyamayacağını biliyordu. Yerinden
kalktı pencereye yürüdü. Rüzgâr ağaçları iki büklüm yapmış bütün şiddetiyle
esiyor yağmur ıslak, cama vuruyordu. Başını pencerenin soğuğuna dayadı, ürperdi.
Birbirlerinden habersiz aynı kitabı vermişlerdi,
birbirlerine. Yıllar sonra yine bir trende karşılaşmaları gibi tesadüf müydü? Belki
de aralarında ki telepatik bir durum… Kendi kendine mırıldandı. İki insanın
birbirini tanımasının bir yolu da kitaplardır,
Kitaplar üzerinden okuruz birbirimizi, kendimizi.
Alnı artık üşümüyordu. Beden de duygular gibi gitgide
kanıksıyor duruma alışıyor işte. Bu karşılaşmanın heyecanı ne zaman ve ne çabuk
çözülüverdi diye düşündü. Karşı kaldırımdaki sokak lambasının aydınlattığı
taşlar yağmur damlalarından ışıldaklar oluşturmuş pırıl, pırıl parlıyordu
gecenin içinde. Başı hala cama dayalı dalıp gitmişti Halide, gençliğine… Böyle
yağmurlu bir gece yolculuğunda tanışmışlardı Doğu Ekspresinde. Bir gecede
sevmişler ve bir gecede ayrı düşmüşlerdi istasyonun birinde.
“Oturmak, gecenin bir saatinde eski eşyalarla dolu bir
odada, başında bir masanın, dinleyerek yorgun bir saatin ağır aksak
tıkırtısını, oturmak. “
Klavyenin başından kalktı, sırtı ağrımıştı. Kahvesini tazeledi,
balkona çıktı. Biraz güneş ve temiz hava ne iyi gelir ilklerine kadar işler tüm
enerjisi geri dönerdi bedenine. Odanın kasvetine teslim olmadan tazelerdi
kendini Edip.
Gözlerini kapadı, güneşin ışınları gözkapaklarından sızarak
sarı, turuncu, yeşil, mor yansıyordu zihnine. Şenliğe dönüşen bir zaman
tünelinin içinden geçiyor, yolculuğun tadını çıkarıyordu. Küçük bir ışık
kırılmasıyla zihin bir anıda durdu… Onları ayıran istasyondaydı. Halide, uzun
paltosunun ağırlığı altında peronda zorlukla yürüyor rüzgâr, adımlarını geri
geri çekiyor elindeki valizi güçlükle tutuyordu. Tren dumanlar içinde istasyondan
ayrılırken el sallayan Halide, gittikçe küçülüyor, küçülüyordu.
Ötücü bir kuş kondu balkon korkuluğuna, şakıdıkça şakıdı Edip’i
anıların yolculuğundan geri döndürdü. Onca yıl, onca yaşanan an, rastlantılar,
kesişmeler, teğet geçmeler… İçeri girdi,
klavyenin başına oturdu. Son müsveddeleri de geçirip bitirdi. Bu onların
öyküsünü saklayan bir anı kitabı olmuştu. Bu onun ilk ve son kitabıydı, kısacık
tanışıklıklarında birbirlerini sevmiş, yıllarca içinde yaşattığı aşkı büyüdükçe
büyümüştü. İç sıkıntıları, özlemleri, hayalleri artık onun olmaktan çıkmıştı.
Salih Enver diye imzaladı kitabını Edip!
* Feri Edgü - İşte Deniz Maria -
* Feri Edgü - İşte Deniz Maria -
