5 Ocak 2018 Cuma

KİTAP


KİTAP

“ Oturmak, gecenin bir saatinde eski eşyalarla dolu bir odada, başında bir masanın, dinleyerek yorgun bir saatin ağır aksak tıkırtısını, oturmak. “ *
Kaçıncı tekrardı acaba, zihni başka yerde, okuduğunu anlamadan dakikalardır aynı paragrafa takılıp kalmıştı. Sayfalarını şöyle bir karıştırdığı kitabı elinden bıraktı, yatsa da uyuyamayacağını biliyordu. Yerinden kalktı pencereye yürüdü. Rüzgâr ağaçları iki büklüm yapmış bütün şiddetiyle esiyor yağmur ıslak, cama vuruyordu. Başını pencerenin soğuğuna dayadı, ürperdi.
Birbirlerinden habersiz aynı kitabı vermişlerdi, birbirlerine. Yıllar sonra yine bir trende karşılaşmaları gibi tesadüf müydü? Belki de aralarında ki telepatik bir durum… Kendi kendine mırıldandı. İki insanın birbirini tanımasının bir yolu da kitaplardır,  Kitaplar üzerinden okuruz birbirimizi, kendimizi.
Alnı artık üşümüyordu. Beden de duygular gibi gitgide kanıksıyor duruma alışıyor işte. Bu karşılaşmanın heyecanı ne zaman ve ne çabuk çözülüverdi diye düşündü. Karşı kaldırımdaki sokak lambasının aydınlattığı taşlar yağmur damlalarından ışıldaklar oluşturmuş pırıl, pırıl parlıyordu gecenin içinde. Başı hala cama dayalı dalıp gitmişti Halide, gençliğine… Böyle yağmurlu bir gece yolculuğunda tanışmışlardı Doğu Ekspresinde. Bir gecede sevmişler ve bir gecede ayrı düşmüşlerdi istasyonun birinde.

“Oturmak, gecenin bir saatinde eski eşyalarla dolu bir odada, başında bir masanın, dinleyerek yorgun bir saatin ağır aksak tıkırtısını, oturmak. “
Klavyenin başından kalktı, sırtı ağrımıştı. Kahvesini tazeledi, balkona çıktı. Biraz güneş ve temiz hava ne iyi gelir ilklerine kadar işler tüm enerjisi geri dönerdi bedenine. Odanın kasvetine teslim olmadan tazelerdi kendini Edip.
Gözlerini kapadı, güneşin ışınları gözkapaklarından sızarak sarı, turuncu, yeşil, mor yansıyordu zihnine. Şenliğe dönüşen bir zaman tünelinin içinden geçiyor, yolculuğun tadını çıkarıyordu. Küçük bir ışık kırılmasıyla zihin bir anıda durdu… Onları ayıran istasyondaydı. Halide, uzun paltosunun ağırlığı altında peronda zorlukla yürüyor rüzgâr, adımlarını geri geri çekiyor elindeki valizi güçlükle tutuyordu. Tren dumanlar içinde istasyondan ayrılırken el sallayan Halide, gittikçe küçülüyor, küçülüyordu.

Ötücü bir kuş kondu balkon korkuluğuna, şakıdıkça şakıdı Edip’i anıların yolculuğundan geri döndürdü. Onca yıl, onca yaşanan an, rastlantılar, kesişmeler, teğet geçmeler…  İçeri girdi, klavyenin başına oturdu. Son müsveddeleri de geçirip bitirdi. Bu onların öyküsünü saklayan bir anı kitabı olmuştu. Bu onun ilk ve son kitabıydı, kısacık tanışıklıklarında birbirlerini sevmiş, yıllarca içinde yaşattığı aşkı büyüdükçe büyümüştü. İç sıkıntıları, özlemleri, hayalleri artık onun olmaktan çıkmıştı. Salih Enver diye imzaladı kitabını Edip!


* Feri Edgü - İşte Deniz Maria -

Hiç yorum yok:

DİKMEN 1994 koreograflar günü