10 Ocak 2018 Çarşamba

MEFTUN

Pencerenin önünde durmuş pembeli, mavili, desenli tülün arkasından dışarıya bakıyor, caddeyi gelip geçenleri, hummalı sabah trafiğini seyrediyordu. Evin sokağa bakan seyirlik locası işte bu pencereydi. Sabah kahvesini içer, gazetesini okur gününü bu pencere önünde geçirirdi. Köşedeki tüpçü kepenkleri daha yeni kaldırıyordu gecikmiş bu sabah diye düşündü, fırından iki çocuk çıktı ellerinde simitlerle. Evrak çantası taşıyan tıknaz bir adam hızlı adımlarla yürüdükçe koluna girmiş kadını çekiştiriyor kadın da topuklu ayakkabılarıyla yetişmeye çalışırken koşar adımlarla sürükleniyor bir yanda da hararetle bir şeyler anlatıyordu adama.  Zücaciyeci kaldırımı işgal etmekle meşguldü tas tencere çelik eşyaları koyduğu tezgâhı dışarı çıkardı vitrini kapatmayacak şekilde yerleştirdi, porselenleri içerde tutardı hep, gelen geçene hedef olmasınlar diye. Vaktiyle epey kayıp vermişti. Tuhafiyeci Ayten tüpçünün yanındaki dükkâna taşındığından beri pek bi süslüydü, ikide bir dışarı çıkıp yün sepetindeki yünleri düzeltip endamını gösterir olmuştu. Karşıdaki saray apartmanına yeni taşınan gençler itişe kakışa dışarı çıkarken, elinde sepetle içeri girmeye çalışan Haydar efendi ile çarpıştılar.
Haydar efendi epey yaşlandı, artık bu işi yapmakta zorlanıyor dedi kendi, kendine. Aile buraya yerleştiğinde mahallenin okulunda başlamıştı ilkokula. Taşındıkları günü çok net hatırlıyordu, Haydar o zamanlar 15 inde cılız bir delikanlıydı mahalleye yeni taşınan aileye yardım etmek, üç kuruş harçlık alabilmek için boyundan büyük kolileri taşımış sonrada iki gün yerinden kıpırdayamamıştı. Babadan oğula aile boyu kapıcılık yapıyorlardı saray apartmanında. Oturdukları bu bina Meftun’dan daha gençti, ama bu mahalle de, oturdukları sokak da semtin en eski yerleşim yeriydi. Yılları geri saydı birer birer. Her yıl bir sonrakine dönüşe değişe bu gün ki haline gelmişti. Kabukları kalınlaşan ağaçlar gibi yaşlansaydı keşke sokaklarda… Yolun eski taşları asfalt olmuş, kaldırımlar, bazı dükkân ve apartmanlar yenilenmiş en kötüsü de sokak, reklam panoları yüzünden ağaçsız kalmış kerterizleri bozulmuştu.  Sokağın yavaş yavaş yenileniyor bahanesiyle kimlik değiştirdiğini, çirkinleştiğini düşünse de buralardan gitmeyi başka bir yerde yaşamayı hiç istemedi. 7sinde geldiği mahallede 70ini görmüş bu pencerenin önünde yıllarını geçirmişti, görüş açısına giren her ayrıntıda geçmişi saklıydı. Kapı çaldı. Sandalyesinin tekerleklerini çevirdi.


Hiç yorum yok:

DİKMEN 1994 koreograflar günü