İstanbulum
Kepenklerin ardına saklanan İstanbul, sabahın erken saatlerinde Tahtakale’de uyanırken, güne açıyorum gözlerimi. Lacivertten el alan mavi suya düşmüş, kanat çırpıyor ki surlarına ulaşabilsin...
O sokaklarından, satıcılarından, hanlarının kırık dökük geçmişinden vazgeçmeyen istikrar sarıyor bedenimi, çuval, çuval... Çarşaftan çoraba, zerzevattan baharata İstanbul’u giyiniyorum!
Kadın kokusu, tütsü kokusu, sazendelerin nağmeleriyle yayılıyor havaya düşlerime karışıyor. Kuru Kahveci Mehmet Efendi’nin kahvesi, bir yudum. Gözlerim seyirlik Sarayburnu!
Ve O! Taşlarına kazınmış hikâyeleri anlatmaya devam ediyor. Yüzü denize, sırtı Sultanahmet’e dayalı bir geçmiş zaman teknesi gibi! Kimi zaman gövdesi çatırdasa da, yıllanmışlığı tutuyor ellerinden... Ellerimden!
2006
29 Haziran 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
-
Yıllar öncesinin günlük sayfalarını karıştırırken buldum bu yazımı yılların su gibi geçip yolların alınamadığı zamanlardayız. Katlana katl...
-
“ Bir 6 Mayıs akşamı Ankara’daydık… “ Doğu ekspresi her gün ki yolculuğuna hazırlanırken, hikâye kendini çoktan hazır etmişti bile… Ha...
-
Yaprak Sarma Genç kız önündeki basamaklara bir adım attı. İlkine koydu ayağını ve tırabzana tutundu. Endişeli gözl...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder