Sessizliğin Elleri
Yaşlı çizgilerin ufkuna açılmış bir pencereden, akşama eğilmiş gölgeler vuruyor güne karşı. Balık sırtı dalgaların akıntısında hatırlamaya çalışıyorum unutulmuş İstanbul’u...
Anılar hep hüzün verir!
Kurumuş sarmaşıkların okşadığı ahşap evler, sanki geçmişin yaşayan umutlarına sarılıp zamana direniyorlar. Eski bir tekerleme dökülüyor aralarından.
” Ezilelim büzülelim bir tahtaya dizilelim ” Sokak sakinleri yok olmuşlar.
Cumbaların, sardunyaların, avluya açılan kapıların ardında iri gözlü bir baykuş gibi bekliyor sessizlik... Kırmızı kadife kaplı koltuklarıyla faytonlar geçiyor Tepebaşı’ndan.
Süslü çıngırakların, renk, renk boncukların armonisi yayılıyor Haliç sırtlarına.
Bacalardan gülsuyu tütsüleniyor buram, buram. Çınar yaprağında bir damla, geceden yağan yağmur... Denizi seyre dalmış.
Güneşe sarılmış minarelerin salkım, salkım gölgesi vuruyor Sarayburnu’na.
Arnavut kaldırımlı sokağın ıslak çaresizliğinde, bir kedi yürüyor. Ardında bıraktığı kapı aralığından geçiyorum.
Avludan yayılan toprak kokusu bekliyor beni. Davetkâr sarmaşık güllerinin kucakladığı merdiven, sanki kulağıma fısıldıyor!
“ Hadi gel, korkma! Beni incitmezsin “
Basamakları çıktıkça mırıldandığımı fark ediyorum, özlem bu... Üst katta tırabzanlara tutunan kapıyı açıyorum tutkuyla, sonbahar esiyor yüzüme.
Ve işte orada, o sedirin üzerinde bekliyorum, ıhlamur kokan geceleri, idare lambasındaki küçük cinleri.
Pera’dan, Galata’dan uzanıyor sessizliğin elleri, düşlerimi yakalıyor. Ve düne saklanmış İstanbul’u buluyor...
1993
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
-
Yıllar öncesinin günlük sayfalarını karıştırırken buldum bu yazımı yılların su gibi geçip yolların alınamadığı zamanlardayız. Katlana katl...
-
“ Bir 6 Mayıs akşamı Ankara’daydık… “ Doğu ekspresi her gün ki yolculuğuna hazırlanırken, hikâye kendini çoktan hazır etmişti bile… Ha...
-
Yaprak Sarma Genç kız önündeki basamaklara bir adım attı. İlkine koydu ayağını ve tırabzana tutundu. Endişeli gözl...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder