8 Mart 2017 Çarşamba

A !

                                                               

    A!                                        

Kuytu soğuk bir yol... Kimse yok... Çıt çıkmıyor...Gündüz böyle değil, cıvıl cıvıl. Gece çökünce ıssızlık tehlikeli görünüyor nedense, hele bu gece! Sis şehrin içinden geçip yoğunluğunu yükselttikçe yolu iyice loş kılıyor. Pencereler ışıksız, perdeler de sımsıkı. İz peşinde bir kedi, sessizce seğirtti yolun ötesine, şimdi köşedeki direğin dibinde, gölgesi çöp tenekesine düşüyor. Son derece ürkütücü, kıpırtısız öylece duruyor. İzliyorum...   Ötede kuytuyu bir diğer kedi tutuyor, görüyorum. Dikelmiş tüyleriyle göz göze duruyor, birbirini kolluyor ikisi de. Biri Tekir... Diğerini seçemiyorum, ışıltılı gözleri boşluğun içinde  leke gibi duruyor. Neden bir tek ben izliyorum geceyi? Yol niye boş diye düşünürken, gerilerden  korkutucu büyüklükte gürültülü seslerle bu yöne doğru ilerleyen bir şey geliyor, duyuyorum.  Kediler sese döndüler. Görünürde yol boş, ses gittikçe üzerimize üzerimize geliyor.

    Özentiyle kıvrılıverdi bukleleri, her biri şıngır mıngır... Öyle güzel görünüyordu ki kendine, ezelden beri süslü püslü gezerdi.  Götüreceklerini denkledi, heybesine yerleştirdi. Yolu uzundu. Özenle giyindi.gece soğuk, üşümesin yeter ki. Dirençliydi bünyesi, o önlem olsun diye eldivenlerini de giydi. Her yer buz gibi  Sis çisil çisil inerken dere tepe geçmeden dümdüz yürüdü. Geride bıraktığı sesleri dinleyerek yürüyor, yürüdükçe dönüp gerideki büyücek izlerini seyrediyordu. Kendine göre küçümen, beriden gelene boylu poslu ipiri... Cüssesini her yere vuruşu, öyle bir sese bezenip doluyordu ki yer yerinden oynuyordu. O, kendi serüvenine sızıyorken, kediler pusu kurmuş gelen sesi bekliyordu.

  Sesin kendinden büyük ekosu devrile devrile geliyordu peşinden...  Bu ses neyin nesi?  Bir vinç belki de! Deniyorum... Kendimi zorluyorum... Zihnimin köşelerinde geziniyorum... Çıt yok!  Ses gittikçe boşlukta büyüyor, kediler pür endişe.. Pus büyüyor. .. Gölgeler büyüyor...  Sisin içinde direğin gölgesi kayboldu sadece ışık sızıyor. Gürültüyle yer titriyor! Geliyor... Geliyor.... Geliyor...

 Köşeden, sisin içinden gölgesi göründü. Upuzun... İpiri... Sırtı hörgüçlü bir, bir, bi.... Bu ne?
Dizlerini, gözlerini görebiliyorum. gerisi gizemli bir bulutun içinde.  Yürümüyor, bedenini suyun içinde  yüzdürüyor.  İn mi? Cin mi? Ne bu? Bulutsu bir dev gibi. Birden durdu.... Eliyle sırtını sıvıyor. Heybe mi o?  Evet, evet heybesinden bir şeyler düşüyor yere. Kediler.... Kedi. Hepsi kedi... Bir sürü kedi dökülüyor, heybesi boş şimdi. Hörgücü yok oldu. Döndü geri gidiyor. Neydi bu şimdi?
Yolun bekçisi iki kedi iyice yere sinmiş  enikleri yemek için fırsat kolluyor. Minikler nereye gideceklerini bilmeden birbirlerinden korkup koşuşturup duruyor. Neyi seyrediyorum ben? Niye çıkıp engel olmuyorum?  Pencereye uz...  Ellerim... Ellerim yok!  Gözlerim! Bedenim nerede? Neredeyim?

 Gövdesini süze süze keyifle geri dönüyordu. Heybesine yüklediği tüm nefretini kusmuş büyük bir yükten kurtulmuştu. Sinsice içine sızıveren bütün kedileri yem etmişti ötekilere... Kendini güçlü bir köpek gibi hissediyordu. Evine geldiğinde döşeğinin ısısı değişmemişti... O, kendisine çok uzun gelen bu yolu döndüğünde geride kimse yok diye düşünmüştü ki... Pencerenin önünde, dehşetle gözlerini köşedeki direğe dikmiş mırıldanırken buldu kendini.

- Sisin gölgesinden çıkıp gelen o şey benim....
- O benim! Diyerek ağlıyordu....


                                                                                                                     2010 Aralık

Hiç yorum yok:

DİKMEN 1994 koreograflar günü