29 Haziran 2009 Pazartesi

Ipıssıstanbul


Ipıssıstanbul

Güne uyanan her sokak kimsesizliğini kalabalığa değiştirir iken motor gürültüleri, egzoz dumanları, telaşlı adımlar, gözden kaçanlar der iken sen İstanbul, Sen… Hep seyirlik...
Senin sokakların gezginci… Zamanın her daim bir harman hali!
İskambil kâğıdı gibi karıp bir zarla atıveriyorsun sakinlerini. Artık kim nereye denk düşerse oradan başlıyor güne.

“Hanımlar, terlikçi geldi hanımlar.”
“ Halılarınıza, yolluklarınıza overlok çekilir”
“ Ay-gaz!”
“ Patates, soğan! Zerzevatçı geldi hanımlar.”
Hanımlar, ah hanımlar…
Çoğunluğu salt “Gözlem!”
Pencere ardı yaşamlarından sarkarak bakıyorlar İstanbul’a, varoşlarından. Havada asılı kalan sokağın süsü çamaşırlar gibi ip gerginliği alış verişlerden geçiyor muhabbetleri. …
“Festival Kadın” gibi sokaklarınla, sana akan kalabalığınla, kendine sakladığın uygarlıkların yalnızlığıyla…

Şimdi, bir akordeonun tuşlarından dökülen melodiler belirliyor yeni komşularının kimliklerini ya da davulların bavullarla yer değiştirdiği yolcular alıyor eskilerin yerini. Ve kimileri onları azınlıklara taşıyor iken sessizce, çoğu zaman bir haber kalıyor sakinlerin de…
Yabancı olduğunu gizliden gizliye fısıldayan kim? Kimin kime yalnızlığı? Sanki mecaz gibi…
Hal sorup, cevaplandığımız sualinden hasbi-hal aldığımız arzuhalci, çoktan toplamış iken valizini. Bilinmeyen zamanlara saklanan sırlar gibi kayıp iken tüm dilekçeleri...
Kimi kime şikâyet etmeli?
Bugünün den yarınına eksik bakan geçmişinle, sıla özlemi çeken gurbetçi gibi sen de kente yabancısın İstanbul, özlemin de!

Çağın içinde çare-siz, iz-siz, kimse-siz iken ve değişim kapında bekler iken… Cahil-i cühelada beslenmiş fikri ucube! Adalar, yeni paftalar eklerler iken sularına ve sayfalar dolusu yapılarla gelip dayanıyorlar iken surlarına…
Bilseler ki ne yapsalar değiştiremiyorlar alışkanlıklarını.
Sen, çağdaşın kentlere inat direniştesin…
Sırt çevrilmiş yaşanmışlıklarınla tüm gözyaşların, derelerinden lağımlarla Boğaz’a akıtılmış iken!
Sen gene de sularınla besliyorsun surlarını…


İşte bu yüzden İstanbul, gizli yalnızlıklarında avare büyüyor kimi çocuklar. Geçmişine hapsedilmiş ve kalabalığa terk edilmiş.
Seyirlik…

Haziran 2009

Hiç yorum yok:

DİKMEN 1994 koreograflar günü